Z
SEVR İHANETİNDEN GÜNÜMÜZE KÜRDİSTAN SENARYOSU
Av.Alpaslan SUCU
10 Ağustos 1920de Sevr (Sévres) Antlaşması, Osmanlı temsilcileri tarafından
Paris Barış Konferansında imzalandı. Bu, Türk tarihinin en karanlık anıdır.
Çünkü; günümüze kadar uzanan Türkleri Anadolu'dan kovma senaryosunun
başlangıcıdır.
Antlaşmaya göre; Doğu Anadolu'da bağımsız bir Ermenistan kuruluyor, sınırlarının
saptanması ABD Cumhurbaşkanı Wilson'a bırakılıyordu. Buna göre, Tirebolu,
Gümüşhane, Erzincan, Muş, Bitlis ve buraların doğusu Ermenistan sayılmıştır.Doğu
ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin Ermenistan'dan kalan yerlerinde özerk bir
Kürdistan kurulacak, bu devlet isterse bağımsız olabilecekti.
(64. madde: ...Antlaşma başkanlığının tespit ettiği tarihten itibaren şayet 62.
maddenin muhteviyatı içinde bulunan Kürt halkı yani bölgede bulunan halk
çoğunluğu, Türkiye'den ayrılarak muhtariyetlerini ilan etmek arzusunu izhar
ederse ve Cemiyeti Akvama müracaat ederse ve şayet Cemiyeti Akvamda bu halkın
istiklal arzusunu gerçekleştirebilecek kapasitede bulundukları kanaati ortaya
çıkarsa ve bunun yerine getirilmesini tavsiye ederse, Türkiye bu tavsiyeye aynen
uymaya ve bölgedeki bütün haklarından vazgeçmeyi ve kendisini buna göre
uyarlamayı şimdiden taahhüt eder..)
Doğu Trakya Yunanistan'a veriliyor ve İzmir-Manisa-Ayvalık bölgesinin 5 yıl
sonunda Yunanistan'a katılması için önlemler alınıyordu. Boğazlar ve Marmara
kıyıları Boğazlar komisyonu adındaki tüzel kişiliği olan uluslar arası bir
örgütün yönetimi altında olacaktı.
Antalya-Silifke-Niğde-Aksaray-Akşehir-Afyon-Balıkesir-Aydın-Muğla İtalyan nüfuz
bölgesi oluyordu. Mardin-Urfa-Antep-Ceyhan Fransız mandası altındaki Suriye'ye
bırakılıyordu. Mersin-Diyarbakır-Silvan-Elazığ-Arapkir-Sivas-Tokat Fransız nüfuz
bölgesi oluyordu. Ayrıca; İtilaf devletleri gerektiğinde istediği noktaları
işgal edebilecekti. Kapitülasyonlar geri gelecekti vs..
Vahdettin'in bir takım şeyleri göze alamayıp imzalattığı bu antlaşmaya karşı
Mustafa Kemal ATATÜRK ve arkadaşları her şeyi göze alarak, mücadele bayrağını
açtılar. Sevr'i kabul edenler hain ilan edildi. Sevr'in imzacıları arasında
bulunan Kürdistan Teali ve Teavün Cemiyeti reisi Seyyid Abdülkadir'in orda
Osmanlı Devletinin haklarını müdafaa için gönderildiği düşünülürse ihanetin
büyüklüğü daha iyi anlaşılacaktır.
Kurtuluş Savaşında kazanılan zaferlerle Türk Milleti kılıçlarının zoruyla,
uğrunda can vererek; Sevr'i parçalayıp, Lozan'ı elde etti. Ama, farklı
zamanlarda farklı figüranlarla Anadolu toprağında bu kanlı senaryo oynanmaya
devam ettirildi.
Yakın tarihimizde Sevr senaryosu figüranlarının en somut örneği; PKK terör
örgütüdür. 1938 yılından sonra siyasi Kürtçülük Suriye, Irak ve İran'da
faaliyete başlamıştır. 1958de illegal sol Marksist ideolojide Kürt İstiklal
Partisi, 1965te illegal Kürdistan Demokrat Partisi, 1969da Doğu Devrimci Kültür
Ocakları (Marksist Leninist) kuruldu.
1973 yılında Ankara'da Abdullah Öcalan ve arkadaşları Kürt Sosyalistlerinin
ayrılığını savunarak ayrı bir grup oluşturdu. 1974 yılında Kürtçü öğrenciler
tarafından DDKD (Devrimci Demokratik Kültür Derneği) kuruldu. 27 Kasım 1978 de
Diyarbakır'ın Fis köyünde düzenlenen ilk kongre ile PKK (Kürdistan İşçi Partisi)
kuruldu. 15 Ağustos 1984 de PKK Eruh ve Şemdinli ilçelerinde silahlı hareketi
başlattı.
Örgütteki askeri kanat komutanları, Dev-Sol militanlarıyla Suriye uyruklu
Ermenilerden oluştuğu bilinmektedir. İşin komik yanı; Kürtçü olduğunu iddia eden
bu örgütte, gerçekten Kürtçülük davasına inananlar, önce dışlanmış sonra da
öldürülmüştür.
Bu sırada ülkemizde bazı siyasi gruplar Kürt oylarını kapma yarışına girmiş,
bazı aydın geçinenler İnsan Hakları adı altında Kürtçülüğün hamisi olmuş, bazı
sanatçılar açıkça PKK propagandası yapmaktadır.
PKK, Sevr senaristlerinin kurdurttuğu, finanse ettiği, büyüttüğü ve hala himaye
ettiği mahiyeti meçhul kukla bir örgüttür. Bu anlamda ele alacak olursak,
1973ten 1984e kadar bu örgütün büyümesinin nasıl gözden kaçtığı, 1984 sonrasında
da neden derhal yok edilemediğinin cevaplarına ulaşabileceğiz.
1982 yılında İsrail'in Lübnan'ı işgali sonucunda Filistin kamplarının tamamen
PKK'ya kalması tesadüf değildi. Güneydoğunun uyuşturucu için adeta güvenli bir
yol haline gelmesinin kimlere çıkar sağladığı da tahminlerden uzak değildir.
Stratejik durum, GAP, Su ve Petrol de eklendiğinde neden Güneydoğu ? sorusu
aydınlanacaktır.
Bölgeye ilk batılı misyonerler XVII. Yüzyılda gelmiştir. Özellikle İngiltere ve
ABD Ortadoğu politikalarını belirlerken Ermeniler, Kürtler ve Arapları;
fevkalade propagandaya müsait topluluklar olarak seçmişlerdir. 1914ten itibaren
İngiltere, Fransa, ABD ve Rusya Ortadoğu'dan çıkar sağlamak, Türk Devletini
zayıf düşürmek, parçalamak için bu üç topluluğu hemen her fırsatta
kışkırtmışlardır.
Örgüte yardım eden ülkeler incelendiğinde (Suriye, Irak, İran, Ermenistan,
Rusya, Yunanistan, Almanya, Fransa, İngiltere, İsrail, ABD vs..) senaryonun
büyüklüğü ve karmaşıklığı artmaktadır.
1989 Paris Kürt Konferansına katılan Sovyetler Birliği Akademisi Doğu Bilimleri
Enstitüsü Kürtçe Bölümü Direktörü Prof. Lazarev; Kürtler açısından Sevr bir
umuttu, Lozan ise iflas. Paris toplantısı ile şimdi umut yeniden yeşeriyor. Biz
Sovyet heyeti olarak Kürt sorununun BM'ye götürülmesini destekliyoruz...
demiştir.
16 yıl boyunca Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Milletine ağır maddi ve manevi
zararlar veren, binlerce şehidin ölüm emrini veren PKK lideri Abdullah Öcalan
yakalanmış ve fakat hala idam edilememiştir. Bu durum bile, Sevr senaryosunun ne
kadar canlı ve taze olduğunun delili değil midir?
Avrupa Birliği veya IMF gibi kuruluşların her fırsatta ekonomik
çaresizliğimizden istifade ederek önümüze koyduğu, dayattığı şartlarla Sevr
maddeleri arasında ne gibi bir fark vardır?
Sonuç olarak, Türk Milletini Anadolu'dan kovma isteklisi ülkeler ve onların
taşeron örgütleri sahnededir. En az bunlar kadar dikkat edilmesi gereken husus
ise; içimizdeki Sevr hainlerinin de halen varoldukları gerçeğidir.